Bir masal mı yoksa “bu hikayedeki karakterler tamamen hayal ürünü olup, gerçek hayat ile benzerlikleri tamamen tesadüften ibarettir” şeklinde bir giriş de uygun olabilir aslında. ♥

17-01-2017Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur zaman içinde, Şirin İ.K’cı şirin mi şirin bir şirkete iş görüşmesine gitmiş. Çok sevimli bir hanım ile yapılan görüşme sonrası üzerinden epey bir zaman geçip de, bir geri dönüş olmayınca “olmadı herhalde” diyerek (o kadar da emindi aslında, en iyilerinden biriydi) başka bir şirketin teklifini kabul etmiş ve de pazartesi işe başlamayı da taahhüt etmiş iken, bir cumartesi akşam saatlerine doğru gelen telefon ile yeni işine başlayacağı haberini almış.

İşte bu telefon görüşmesi ile bir maceraya atıldığını bilmesine rağmen; yapacağından emin, kendine güvenen ve yıkılmaz dediği sabrı ve de MİSYON olarak gördüğü meslek aşkı ile sevdiği PAZARTESİ lere bir yenisini ekleyerek işe başlamış. Ama bilememiş ki, ne kadar emin olsan da, ne kadar işi bilsen de, BEN BİLİRİM BEN ESKİYİM BEN BENİM tavırlarının halen devam ettiğini, kadın çalışanların kadın sevmediğini es geçmiş. Geçilen es kendisine “dışlanma” esintisi olarak dönmüş. İlk gün hiçbir kadın veya erkek çalışan (biri hariç diyelim hak yemeyelim) yemeğe birlikte gitmeyi şöyle dursun, yemekhanenin yerini göstermeyi dahi düşünmemiş. Yuhh (kabaca) bu kadar da beklemiyordum demiş Şirin İ.K. Tamam bölüm yeni kuruluyor, siz İ.K denen canlı ile yeni tanıştınız da, her  yeni tanıştığınıza bunu mu yaparsınız? Sizin kaynaşma, konuşma, şirketi tanıştırma davranışlarınız bu mu? Ama bu yapılanlar gelecekte olacakların  küüüçüüük bir ön gösterisiymiş.

Sonra ne mi olmuş? Şirin İ.K.  form hazırlar, talimat yazar, şirketi tanımaya çalışır, birikmiş sorunları görür, çözüm önerileri sıralar, iş planı yapar, çalışan profili tanımaya çalışır, haftalarca özlük dosyalarında kaybolur da, kendini oradan çıkaracak bir prens arar.  Şaka, şaka. Şirkette prensin ne işi var. Masal bu ya, Cadılar olmasın yeter ;))  Kimse üstüne alınmasın. Böyle bir şirket bu ülkede o kadar çok var ki. KURUMSALLAŞMA denen sancıyı çeken ama bir türlü doğumun yaklaşmadığı, hep sorunlu hamilelik süreci.

Masal uzun da, kendi adıma aldığım dersi yazarak bitireyim. Psikolojik harp tekniklerini öğrenmeliyim. Stresle başa çıkma, sorunlu kişilerle çalışma vb eğitimler almalı ya da bu tür yayınları okumalıyım.

Ya da son çare, aikido, kick boks vb. bilumum savaş sanatını öğrenerek vücudumu ve beynimi şekillendirmek. Sonuç bana yarar her türlü.

Sabrın sonu selamet. Ben var ya ben o kadar çabuk pes etse idim, yirmi yılı aşkın iş hayatım ve biriktirdiğim insanlar olmazdı. Bu şirketlerden birinde PERSONEL (şimdinin İNSAN KAYNAKLARI) departmanını bizzat kurmuş, yönetmiş ve de kendisinden sonra bu kadar sabırlı olacak birini bulamadığından halen açık pozisyonu kapatamamış ve de başka kişilerce de yürütülebilecek bir ortam bırakmamış olurdum. Bu masalın sorunlu karakterlerinin sorunları ile yüzleştirip, ileride “sana neler de yaptık da yılmadın”  itirafını yaptırmayı ve de bunları duymadan buradan gitmemeyi planlamaktayım.

Arada sendelerim ama pes etmem. Hadi bakalım size ve bana kolay gelsin. Daha yapacak çok işim var ve sizi de bu işlere ortak edip, birlikte uyguladığınızı / uyguladığımızı göreceğim.

Howard Gardner Zihniyetleri Değiştirmek   adlı kitabından bir alıntı :

İşgününü yarattığı sorunların yüzde 80’i, genellikle mesele çıkartan – ve patronun akrabası olmadığı sürece şirketten derhal uzaklaştırılması gereken- küçük bir azınlıktan kaynaklanır. Nokta…